Cennet ayaklarımızın altında, cehennem tepemizde. kadın olmak zor zanaat. Cinsiyetinizi seçemiyorsunuz sonuçta. Tıpkı ülkenizi, ailenizi seçemediğiniz gibi. Kadın ya da erkek olarak, cinsimize özgü sorumluluklarla birlikte servis ediliyoruz topluma.
Kuşkusuz Dünyanın başka başka yerlerinde kadınlık halleri değişiyor. Ülkemin coğrafyalarında da farklılaşıyoruz. Daha doğuda ya da batıda olmakla değişmeyen yazgılar da var ama. Medeni kanun ya da çalışma hayatını düzenleyen kanunlar önündeki durumumuz gibi.
Dönemin en medeni kanuna pek çok ülkeden önce kavuşmuş olmamıza rağmen hala medenileşmiş olduğumuz söylenemez. Bugün ne yazık ki mal paylaşımı ve soyadımızı belirleyen kanunlar karşısında kadın erkek karşısında edilgen durumdadır. Evlilikle edinilen malların paylaşımı için bir sözleşme imzalanmadıysa, ekonomik olarak kocaya bağlı kadın mağdur olabilmekte, en güçlüsü eşinin soyadını kullanmaya devam noktasında hukuken sınırlanmaktadır.
Emekçi kadının da adı yok. 1 yılda 237 bin kadın işten ayrılmış ne gam! Heybetli sendikalarda en fazla “kadın kolları başkanı” olabilen kadın, MYK ların çoğunda bir sandalye bile bulamamış. Parlamentoda % 10 oranında bile temsil edilmeyen kadın, Türkiye nüfusunun % 52 si.
Kadının şiddete uğraması adi vakıa, sayfayı doldurma kaygısı yoksa haber değeri bile yok. Kadının tecavüz sırasında yeterince bağırmadığına kanaat getiren mahkeme heyetinin tecavüzcüyü serbest bıraktığı bir ülkede yaşıyoruz. Evde, sokakta, iş yerlerinde uğradığımız taciz ve psikolojik şiddet tabii ki suçtan sayılmıyor. Şikayetçi kadının “iffetsiz” sayılıp ayıplanması yüzünden susmaktayız. Böylece suç artıyor, suçlu ödüllendiriliyor.
Namus, inanç ve siyaset. Her üç konuda edilgen olan kadınlardır. Biz ahlaklı isek toplum temiz, türbanlıysak inançlı. Siyasete bir aksesuar olarak iliştirilen kadın, oy çalma adına sağından solundan çekiştiriliyor. Bazen sınır ötesi operasyonu, çoğu kez ekonomik krizi unutturmak için kullanılıyoruz.
Önemsenme yanılgısındaki hemcinslerim bazen pankartlarla, bazen türbanla, terör örgütünün renklerini taşıyan fularla kendini kullandırıyor. Erkek egemen siyasete meze olduğunu bilmeden. O başrol aldığını düşüne dursun kimse onun yetenekleri, zekası ve siyasi düşüncesi ile ilgili değil. Siyasi çıkarlar için onun eş, ana, kız kardeş oluşu yeterli. Kadını “insan” ve “birey” olarak görmek onu karar mekanizmasına katmakla ispat olunur.
Şimdi 8 Mart. Kadını erkek cinsinden ayrı tutarak savunan kadın dernekleri de dahil tüm sivil ve siyasi yapılar günümüzü kutlayacak. Dağ gibi sorunları anlatmaya 1 gün de olsa fırsattır diyen kadın “sızlanacak”. Erkek siyaset ise cenneti serecek ayağımıza.
Kurucularının yarısı kadın olan, genel başkanı olduğum Anadolu Eğitim Sendikası adına diyorum ki:
Devlet kurumlarında, Milli Eğitim Bakanlığının tüm yönetim kademelerinde erkek arkadaşlarımızla denk tutulmadan,
Medeni kanunda ve çalışma hayatındaki eşitlik ilkesine aykırı hususlar mecliste başörtüsü kadar yer almayacaksa,
Emzikli annelerin ücretli izinleri bir kedinin lohusalık süresine denk kaldıkça,
İşyerimizde ya da anlaşmalı kurumlarda ücretsiz kreş olanağı sağlanmayacaksa,
Uğranılan taciz, psikolojik baskı ve aşağılanma cezasız kalacaksa,
Namus ve ahlak, kan döken için hafifletici neden sayıldığı sürece,
Kadın medya için dinsel ve cinsel sos olarak kullanılacaksa,
Emek örgütlerinin erkek yönetimleri kadına, eleştirdikleri siyasi partiler kadar bile yer verememeye devam edecekse,
Türbanı iç çamaşırı ile bir tutan şahsiyet, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın danışmanı olarak kalacaksa; Ne karanfil, ne Nutuk!
8 MART YOK HÜKMÜNDEDİR!
Bu toprağı vatan yapan, kadını ve erkeğiyle Büyük Türk Milletidir! Kadınlarımız Korunmak ve temsil edilmek için iltimas dilenmiyor. İnsan olmaktan gelen hakkı aramak için cinsiyetin önemi yoktur, birlikte mücadele edeceğiz.
Yanımızda olmayana; anaysak hakkımız, seçmen isek oyumuz, eş isek emeğimiz helal olmayacak!
Cansel Güven
