Öğretmenden Turşu Olmaz

 

Türkiye’nin en temel sorunu mesleksizliktir. İşsizlikle karıştırılsa da aradaki fark nitelikle açıklanabilir. Ne iş olsa yapan biri iş bulabilirken, diplomasında mesleği yazanlar işsiz kalıyorsa gelişmemiş bir ülkeden bahsediyoruzdur. Ülkemiz işsizleri arasındaki en nitelikli grup üniversite mezunları, onlar arasındaki en kalabalık kitle ise ataması yapılmayan öğretmenler…

Öğretmen yokluğundan yakaladığımızı sınıfa soktuğumuz dönemler geride kaldı. Hoş, hala öğretmen olmayanları sınıfa sokuyoruz ama onun nedeni “yokluk” değil. Öğretmen olma hakkı engellenen 347 bin meslektaşım alan dışı sorularla KPSS zulmüne uğratıldı, derece yapanların dahi branş-kontenjan engeline takılıp açıkta kaldı. İsyanın, eylem koymanın gelebileceği son nokta canına kıymaktır ki, onlarcası intihar etti. Dağ-taş dile geldi, 9 yıllık iktidar insafa gelmedi…

2002 Genel Seçimleri öncesi İstanbul Mitinginde; “Birçok gencimiz, özellikle öğretmen adaylarımız işsiz kaldı. Ülkede eğitim çökmüş, köy okulları kapanmış merkezdeki okullar bile öğretmen diye can çekişiyorken, sen sınavla öğretmen seçmeye kalkıyorsun, bıraksana genç öğretmenlerimiz gitsin çalışsın. O kadar sene beklet, sonra al. O adamda artık heves kalır mı, öğretmenlik yapabilir mi? Ama inşallah biz iktidar olunca öğretmenler okulun bittiği gün hazırlıklarını yapacak ve ertesi gün görev aşkıyla okuluna gidecek. Hiç merak etmeyin” diyen büyüğümüz bugünün başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Aynı sözleri İzmir ve Gaziantep mitinglerinde de vermiştir ve 9 yıldır tutmamıştır.

 

Resmi bir istihdam planı ve politikası oluşturmak zorundayız diye yazıp söylemekten usandık, hala kaç öğretmen, kaç mühendis, kaç doktor, kaç tesisatçıya ihtiyacımız olduğunu bilmeden fakülte, meslek lisesi açmaktayız. Eğitim fakültelerinin sayısı Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarında 72 den 79’a çıkarıldı. Amip gibi bölünerek çoğalan üniversitelerin ikinci öğretimleri açıldı, Danıştay’a takılsa da Fen-Edebiyat mezunlarına formasyonla “öğretmenlik” hakkı verilmeye kalkışıldı.

 

İki dönemdir tek başına iktidarda olan partinin Hukuk kökenli Milli Eğitim Bakanı Sayın Nimet Çubukçu bugün, öğretmen arz-talep ilişkisi hakkında önemli bir açıklama yaptı. Sayın Bakan açıklamasında, kendi dönemlerinde açılan fakültelerin ihtiyaç dahilinde olduğunu iddia ederek “geçmişteki yanlış politikalarla kurulan eğitim fakülteleri ve kontenjanlar nedeniyle Türk eğitim sisteminin ihtiyacından fazla sayıda öğretmen adayı mezun olmuştur” şeklinde konuştu.

 

Devlette hizmetin sürekliliği esastır. Bakanımızın vurgu yaptığı geçmiş ne kadar eski bilmiyorum ama ataması yapılmayan öğretmen sayıları son 9 yılda geometrik olarak artmıştır. M.E.B. ile Y.Ö.K. arasında gerçekleşen bugünkü toplantı sonrası “bazı fakülteleri kapatacağız, bazılarını dönüştüreceğiz” yaklaşımı çok çok gecikmiş bir adımdır.

 

İhtiyaç fazlası üzümü kurutur kışın yersin, biberi sirkeye yatırır turşu edersin, eldeki branş öğretmenini ne edersin? Yığılmalarla atama şansını kaybetmiş öğretmenlerin ihtiyaç duyulan yan branşlara doğru sertifika eğitimlerine alınması gerekecektir. “Olan oldu, bundan sonrasını planlıyoruz” denilirse ataması yapılmayan yüz binler için zulüm sürecektir.  KPSS ile, sırf branşında çok ihtiyaç var diye 12 puanla kadrolu atananı, kontenjan yok diye 98 puanla açıkta kalanı gördük biz.  Şimdi planlanan öğretmen istihdamı orta ve uzun vadede işe yarar ancak atanma yaşını geçmekte olan 347.000 öğretmeni kurtarmaz.

 

Yanlıştan dönmek ısrar etmekten iyidir. Bu gecikmiş planlama için sayın bakanımızı kutluyorum. Sorun teşhis edildiğine ve tedavi kararlaştırıldığına göre büyük acılarla atama bekleyenleri rahatlatacak acil adımlar da atılmalıdır. Sınırda yaşayan bu büyük kitleyi öğrencilerine kavuşturmak gerekir. Verilen sözler iki genel seçim eskitti, üçüncüyü beklemeye kimsenin niyeti yok, bilgilerinize…

 

Cansel Güven

 

 

 

X